2 Ağustos 2012 Perşembe

ŞİKAYET

                     Bir gün yağmurun altında kaldı bir adam ıslanma diye bağırdılar. Adam biçare dayanamadı uydu onlara  tek tek damlaları sildi üstünden bir sol omuzundan bir sağ omuzundan ama elinde değil ıslanıyordu çıldırasıya salladı kollarını olmadı ceketini çıkardı kuru olduğunu ispatlamak için ama olmadı herkes göremeden yeniden ıslanmaya başladı yok olmadı karşı gelebilir misin koca yağmura ıslanıyorsun.Karşı gelemedi.Ahaliden mırıltılar.

                    YAZAR MUHATABINA: Neyse bununla anlatamadım estağfurullah estağfurullah ben anlatamadım 

                    ADAM YAZARINA: Aaa canım olur mu öyle şey hiç tabi ki ben haksızım

                    Adam yüzyıllık bir tahta köprüden geçerken doksan dokuz yıl on bir ay yirmi dokuz gündür birbirinden ayrılmış iki tahta parçası takıldı gözüne hemen toplandılar başına kaynak yap dediler getirdiler kaynak makinesini adam başladı terler içinde kaynak yapmaya olmadı.Çıkan kıvılcımdan köprü yandı ateşi ondan bildiler. Yapamadı adam, eksikliğini gideremedi!Ahaliden homurtular.

                   YAZAR  MUHATABINA: Neyse bununla da anlatamadım estağfurullah estağfurullah ben anlatamadım. 

                   ADAM YAZARA: Aaa canım olur mu öyle şey hiç tabi ki o kadar kötü değilsin.


                   Karlar altında kaldı bir gün adam, adam hey adam dediler ki sakın dişlerin soğuktan vurmasın birbirine ağzına kar topunu sokup dişlerini kenetledi ama onu gidi pis canlı mahlukat kartopu nefesinden eridi dişleri yine birbirine çarpıyor bizimki yine kaybediyor, doğa yine kazanıyor , Ahali cık cıklar içinde yarısı kahveye yarısı pencere köşelerine yarısı çeper diplerine üşüşüyor. 

                  YAZAR  MUHATABINA: Neyse bununla da da anlatamadım estağfurullah estağfurullah ben anlatamadım. 

                 ADAM YAZARA: Aaa canım olur mu öyle şey hiç tabi ki haketmiyorsun.

                 Adamın eline bir meşale tutuşturdular dediler ki tüm köyü aydınlat bizim ki önce yavaş yavaş yürüyüp olayı anlamaya çalıştı sonra dedi ki her yerde aynı anda olabilirsem her yer aydınlanır ve başladı hızla koşmaya çok hızlandı terledi yine bir muhtarın evine bir azanın evine bir en yaşlının yanına bir en gencin yanına olmadı terler içinde kaldı kendi hızında söndüremediği meşaleyi tökezleyip toprağa verdi o söndürdü senden büyüğüm dedi toprak. Bizim ki yine başaramadı.Ahaliden iç kahkahalar.

                 YAZAR  MUHATABINA: Neyse bununla da da da anlatamadım estağfurullah estağfurullah ben anlatamadım. 

                ADAM YAZARA: Aaa canım olur mu öyle şey hiç tabi ki o kadar da yalnız değilsin.
               

                Doğru ya: ADAMIZ HEPİMİZ!


BELKİ BİLİRSİN (AMA)

ZANNETMEM

sen bilmezsin iki cigara arası yokluğu
ziftlenmeyi...
yokluğunda olanları bilmiyorsun
yokluğumda olanları bilmediğim gibi...
elleri bağlı bir kuş gibi uçmayı bilmiyorsun
hele de azat olmayı...

sevmeleri susuyorum
dizeler avutmuyor beni
gecikmiş bir kitap gibiyim
satırlarım aceleci
içimde eksik kalma korkusu
acıyan yanlarım da var benim bilmiyorsun

sabahları anlayabildiğim kadar güneş
yollarda gittiğim kadar yolcu
eski taslarda hancı
kolay değil bir tas su içinde akmak
aktığın kadar ırmaksın, bilmiyorsun…

uyumak gibi ölüm, düşlemek kadar sıcak
sevmek kadar beter,
dumani içine…
çektiğin kadar acısın
sen hiçbir şey bilmiyorsun…
durmayı bilmeyen bir yağmur gibi bilmiyorsun yaşamayı

yastıklardan geceler boyu aldığın intikam
çığ gibi büyüyen çocuk
intikam kadar küçük insan
çocuk insan…
küçüldüğünü bilmiyorsun…

bir cami hademesi gibi hatıra
aceleci bir göç gibi alınan üç beş parça
bütünü takvimlerde bırakıyorsun
sen sürgün olsan da
bilmiyorsun…

TUFAN DİNER...

YAZ OĞLUM


YAZ OĞLUM

Umurunda olmasın sakın ilke üslup
Nerede menfaat var oraya yanaş
Arabalarla ovaya in, dalkavuklukla çıkarsın nasılsa
Yaz oğlum sende ki orta yolculuk
Nazımın bile nizamını bozdu.
Aman ha konuşurken Nazım’ın dizelerini unutma!

Yaz oğlum
İzmir tatil mekanın
İstanbul sevişme merkezin olsun
Yaz oğlum haklı haksız bilmeden yaz
Sanane yaa ayın  (on) beşi dedi mi doldur cebini
Soran olursa da altta kalma ben istedim de…

Yaz oğlum
Nasılsa çıkmak istiyorsun sazlıktan!
Çıkmak istiyorum diye yaz
Önce altını sonra üstünü çiz
Çiz oğlum
İtalyan şekilli, papaz Collina seni gidi
Bakma bana sen yaz oğlum

Hakim son kararını verirken de
Aman kızım sen dur
Yaz oğlum
“ beş kuruş etmediğine
Osmanlı pazarında hasta bir tavuğun yumurtasıyla
Birebir değişimine karar verilmiştir”

BUGÜN İLK DEFA


"gözlerim bin yaşında evliya türbeleri
sen yoksun diye… "
-orhan kotan-

Bilmediğimiz, hayal etmediğimiz
Üstüne hiç konuşmadığımız bir şehirdeyim bugün.

Sokaklarında bağırmadığımız kavga etmediğimiz
Denizi üstüne hiç konuşmadığımız bir şehirdeyim bugün.

Güldürmenin mayhoş tadı yok dilimde
Kelimeler üstüne hiç konuşmadığımız bir şehirdeyim bugün.

Aklıma gelen bir kaç dize oldu bu kalabalık yaşamda
Kime ait olduğu üstüne hiç  konuşmadığımız bir şehirdeyim bugün.

Çürüyen fikirlerimi hissettim, unuttuğum masalları
Yaşam ve yorgunluk üstüne hiç konuşmadığımız bir şehirdeyim bugün.

Ve mevsimleri, ve  hangi mevsimde hangi ağacın yeşil kaldığını
Ölümsüzlük üstüne hiç konuşmadığımız bir şehirdeyim bugün.

Bugün ilk defa kızdım
Konuşmadığımız bir şehirdeyim diye
sen yoksun diye...

İSMİ UNUTULMUŞ ŞARKI




İSMİ UNUTULMUŞ ŞARKI

Sırf daha akıcı olsun diye
Kafiyeye kurban edilmiş şarkılarım var
Ve yalnız konu mankenlerine akıtılmış yaşlar
Umarsız duruşlara
Atmayacak şafaklara
Kır düşmemiş şakaklara
Bir tane daha sözüm var
Her sözümden alınan yarınlara…
“yarınlar bugünler içindir”
Sevinç çığlığını bugünden atabilmek için
Hey! Benim de hayallerim var
Uyumadan önce yastığa
Uyuduktan sonra rüyalara
Uyanınca yüzüme çarpan suya
Anlatıyorum…

Neden doğrulara suflör olmuş yalanlar
İnsan yaşamıyor ki; Yaşatılıyor
Perde arkasından oynatılıyor
Kimisi başrolde
Çoğusu getir götür işlerinde
“koş bakayım şu boyacının hayali var mı”?
Getir de gel
Sandığını kır
Götürmeden al gel…

Ey insan
Aslını inkâr eden hayvan
Karamsar olma kırmızımsı ol
Bunları okurken yüzün kızarsın
Sen krizantem yazarken ellerin kırılsın
Sende bir suflörsün, yalanın batsın
Ey hayvanımsı insan
Ekmek yerken gözünü aç
Nan-körlük etme
Seni de bu düzen var etmedi mi?
Haklısın, sen düzenin kendisisin
Sen var ya sen “düzenbazın” birisin 

“Düzenbazın elinde insanlığı;
Düşünmez ahh düşünmez”