14 Kasım 2011 Pazartesi

YILMAZ ABİYE BİR NAZİRE

İçimin gülen yüzü, hoşgeldin...

Sevgilim,
içimin güler yüzü,
yaşanılası iklimim hoşgeldin.

(adımın takvim yaprağından alınmasıı kimin
umrunda...
denize düşen yılana öykünür
biraz da...)

bir aralık sızıverdin işte
ömrümüzün en gevrek zamanı...
çıt diyor kırılıyoruz,
öfke kadar saydamız o zamanlar
ve kırılgan
bıçak kadar!

delalamın demeyi öğrettiğin için
o tanrısal kokun
ve gülüşündeki annelik için
ki hala zilleri çalıp kaçmak istiyorduk
yarım yamalak aşk kırıntıları
tabakta bırakılmış, yazık atılacak bir sevda
haritası,
hatta el değmemiş delilikler istiyorduk...
çocuktuk daha
büyümeye direniyorduk,
iş toplantılarında lolipop zamanlar düşlüyorduk

ama sızıverdin işte...
bir avuç yeşil gevrek rokaydık,
mayışmamıza bir limon yetecekti...
biz garsonu bekliyorduk,
sen çıkageldin...

hoşgeldin sevgilim...
sevmişliğim,sevda yanım...


bilmiyorduk daha,
objektiflerin objektif olmadığını,
ikimize yeter sanıyorduk ikimizin toplamı,
meğer doyurmak çok zormuş
içimizdeki hayvanı...

habersiz geldin, kusura bakma
ortalık biraz dağınıktı...
şimdi hemen toparlarız sanıyorduk,
olmamıştık daha...

işin zor hayatım,
hem büyüyecek
hem beni büyüteceksin...
krizantemin mi var, derdin var sevgilim...

hoşgeldin sevgilim,
içimin gülen yüzü,
canımın çekirdeği hoşgeldin...


Tolga DEMİR


-YILMAZ ERDOĞAN, BERFİN-

9 Kasım 2011 Çarşamba

Ama, Ne Olur, Dur...

Hayat gülüp geçiyor

   -sınıfları öğrenciler
   -okyanusları denizciler
   -yokluğunu 6 gün (geçiyor)

Geceler çok karanlık, ne olur, dur!

Hayat bozuk atıyor.

   -golleri futbolcular
   -göbekleri sarhoşlar
   -canları yeni aşıklar (atıyor)

Sokaklar çok karanlık voltalar anlamsız
Ama ne olur, ne olur, dur!

Hayat vurup duruyor.

  -ay gecede asılı
  -çukur mezarlıkta kazılı
  -ölüm ensede azılı (duruyor)

Hayat durup durup vuruyor

  -keklikleri avcılar
  -gece yarısı on ikiyi akrepler
  -sevdalar insanı hep on ikiden (vuruyor)

Gündüzler çok ışık her zerre günah
Şemsiyeler fuzuli hepsi siyah...

Hayat kelek yapıyor.

  -ekmeği fırıncılar
  -duvarları işçiler
  -düğünleri yeni evliler (yapıyor)

Ama en güzel hayat mola yerlerinde
ekmek arası acı yapıyor
Çocukluğumun şehrine inceden
Düşüyor,
Yağmur,
Ama, ne olur
Ne olur,
Dur..

Hayat bizi durmadan çekiştiriyor..

  -gelinleri kaynanalar
  -dar elbiseleri anneler
  -patronları işçiler (çekiştiriyor)

An-sızın çalıyor kapımızı
Korkuyoruz gelecek diye her an-sızı...
Ama, ne olur,
Ne olur,
Dur!

Hayat bizi durmadan ekiyor

  -buğdayları çiftçiler
  -çirkinleri hayaller
  -rüzgarları atasözleri (ekiyor)

Ama fırtınaları hep hayat biçiyor
Nereye gitsek yalnız kalıyoruz
Çünkü hayat bizi ekip duruyor
Şimdi çalan yitik bir dilin türküsü
Durma gitme olmuş notalarının ülküsü
Ama, ne olur,
Ne olur,
Dur!

Hayat bizi çekip çeviriyor
 
  -çarkları felek
  -evleri hanımlar
  -direksiyonları şöferler (çeviriyor)

Ama en güzel hayat insanı
Kendi ekseni etrafında çeviriyor.
Dünya dönüyor
Ama, ne olur,
Ne olur
Dur...

Hayat bizi uyutuyor
 
  -çocukları anneler yatakta
  -vatandaşı hükümetler sandıkta
  -aşıkları sevgililer koynunda (uyutuyor)

  -Şairler bizleri dizelerinde
  -Hayat bizleri dizlerinde (uyutuyor)

Ama, ne olur,
Ne olur,
Dur!
Ben de geleyim,
Yeterki dur...
                                                (Krizantem)

6 Ekim 2011 Perşembe

SEVMEK YOLCULUĞU

       "Kabul etmeli ki birbirinin hiçbir şeyi olmamak üzere yola çıkmış kişilerin birbirlerinin her şeyi olarak yolu sonlandırmaları cezbedici bir yolculuktur"  (Rengin Soysal)
                                                             
        Sevmekle gitmek arasında bağ kurdum bu aralar. Gitmek zevk verirdi sürekli ardımda kahkahaları bırakarak kaçmak şimdiler de ise sevmek veriyor aynı tadı. Sürekli emanet gözlerle baktığım küçük sahil kasabasında yaşananlar yüreğimin kalelerini işgal ederken bütün ordularım cebre ve hileye gereksinim duymadan terk ettiler beni .

       Ve başladı işte kalbimin sabit ve sadık yolculuğu...

       Hiçbir yol bu kadar uzanmamıştı ömrümün serüveninde, hiçbir yol bu kadar güzel ulaşmamıştı vuslata. Firağa beslediğim acıları saldığım hayatın bana hediyesi sevmek oldu, bu kez çok sevmek oldu.

      Sevmek; geçmişle barışmak gibiydi, bir sokağa yeniden adıyla hitap etmek, onu düşündüğünde yalnızca onu düşünmek üzere bir kez daha ama bu defa son kez çıkılan bir yolculuk.
   
      Her şeyi bir kenara bırakıp yalnız onu düşünmeyi  âdet edinmeliyim, elimden tebeşiri bırakmalıyım ansızın, yıllardır görmediğim bir arkadaşla konuşurken aniden bırakıp gitmeliyim onu, dakika 90 gole giden pozisyonda kapatmalıyım televizyonu, ne yapıyorsam işte o an da sırf seni daha yoğun sevmek adına bırakmalıyım , ne bileyim şeyyyy mesela;  anlattığım her ne ise o an da kesmeliyim, kahvaltıda içtiğim çayı yarım bırakmalıyım  ilk sigarayı ilk nefeste atmalıyım her sabah sana başlamalıyım ne bileyim aniden yanına gidip sevmeliyim seni ve olabildiğince usul usul okşamalıyım saçlarını.

      Sevmek; geçmişle barışmak gibi, bir sokağa yeniden adıyla hitap etmek gibi, onu düşündüğüne yalnızca onu düşünmek üzere bir kez daha ama bu defa son kez çıkılan bir yolculuk gibi.

       Sen Ey sevda şehrimin en büyük anıtı!
       Her şeyim hazır,
       Biletim nazır,
       Cebimde karnımı doyuracak bir maaş,
       Seni sevecek kadar umut
       Ve seni sevecek kadar heyecan doldurdum çantama.
       İnsan düşününce hayret etmeden duramıyor
       "Biz Kalkan'da bulup birbirimizi kocaman güzel bir İzmir bıraktık ardımızda."

                                                                                                                             Krizantem
   

12 Eylül 2011 Pazartesi

ZORDUR



Ya hepli ya hiçli günlerin sonunda
Üç beş antik parçadır geride kalanlar
Ve en büyük kazanç
Durmadan kaybettiğin insanlardır.
Su akar, yatağını bulmaz belki
Belki çırılçıplak kalır ırmaklar.
Meyletmekle başladığın yolda
Neyleyimle biter yolculuklar.
Bitmek zordur!

Yol kenarında bir sokak lambasıdır
Dikkat! Heyelan tabelasıdır
Her an hayvan çıkabilir uyarısıdır.
Herkes öğrencidir ben (de) hatırlatmasıdır.
Hayat tabelalarla bezenmiş bir yol misali.
Hem mecaz hem gerçek
Gider gelirsin şehirlerarasında.
Gitmeyeyimle başladığın yolda
Gitmeyeyimle başlar dönüşler.
(Lanet olası)
Gitmek de kalmak da zordur!

Rakibin, iddianın, amacın belli olmadığı
Ağır bir hezimettir geceler.
Uçarken uyuya kalan kuş kadar
Yanına heybesini almayan derviş kadar
Ovalarda maşuk dolaşan Ferhat kadar
Çelişkidir, karanlığın bizzat gölgende başlaması.
Lal eyleyerek bitirdiğin konuşmalarda
Bal eylemekle başlar acılar.
Kelimelerle susmak zordur!


Başkasının güz'ünde sararsan da
Kendi gözünde kararsan da
İklimler ve renkler aynıdır
Hepsini alıp yâdına
Sefere çıkacaksın her gündüz uykunda.
O zaman anlayacak beşerimiz de şaşarımız da.
Zapt eylediğin kalelerde
Rapt altında kalmaktır hayat.
Ve en nihayetinde
Yaşamak zordur!


                                                                                        Krizantem

8 Eylül 2011 Perşembe

Ne Öyle Memuriyet Filan...

         Gideceksin arkadaş ne öyle memuriyet filan . Ev derdine düşeceksin bir düşün hele eşyaları filan nereden temin edeceksin ilk gece ne yiyeceksin aman tanrım evde siyah zeytin bile yok. Bak işte ilk gün kırılmışlıklarını unuttun gitti ne kadar da kolaymış be! İlk maaşı dağıtacaksın borçlarına sonraki maaşlar da hikaye onlar da öyle gidecek.Yalnızlığın dibine vuracaksın. İlk defa ekmek alacağın marketi kestireceksin gözüne, ulaşımını sağlayacağın dolmuşların geliş gidiş saatlerini ezberleyeceksin ve bir kokusu olacak o günlerin.Ne öyle memuriyet filan gideceksin arkadaş hep gideceksin.

        Ha bir kere kaldın mı gerisi gelecek mutlu da olursun bir süre, bir süre geçmişini sorgularsın bir süre geleceğini ararsın bu böyle gider ararsın da ararsın iyisi mi gideceksin arkadaş ne öyle memuriyet filan.

        İnsanları tanımayacaksın çok fazla. Zira tanıdıkça kalasın gelir, tanıdıkça muhabbetin artar, tanıdıkça birlikte gülersin, tanıdıkça sıkılırsın, tanıdıkça ihanet edersin, ihanete uğrarsın, tanıdıkça intikam alasın gelir, tanıdıkça bu böyle gider. Kimin umurunda yakamozdur, dolunaydır kandırmaca bunlar. İnsanlardan kaçtıkça seveceksin insanları .Gideceksin arkadaş ne öyle memuriyet filan.

       Etiketlerin manasını tek tek sorgulamaya vakit bulmadan kaçacaksın. Bir de böyle konuşmayacaksın her yerde ulu orta kaçacağım diye maazallah ya diğer insanların da kaçası gelirse; o zaman kimden kaçacaksın kendinle çelişirsin. Bırakacaksın öylece dün yaptığı yemeği tencerede ve gideceksin ne öyle memuriyet filan.

                                                                                                                                          Krizantem

Acıttım, Acıdım Bizzat Acıydım

Dost hastalığına tutuldum
Öldüler birer birer
Kaybettim bende olanları
Korktum üzerine atıldım
Düştüm, kalkamadım
Kalkamazdım.

Yiğitken ellerime acıdım
Küçükken yaşadığım şehirlere
Kar altında kaldım
Yaptığım kardan adamlara acıdım
Bebek oldum yürümeye başladım
Tutunduğum duvarlara acıdım
Düştüm kalkamadım
Kalkamazdım.


Ben intikam oldum seneler geçirdim
Takvimlere acıdım
Ziyan oldum birer birer
Acıttım, acıdım bizzat acıydım
Gözlerim yaşardı
Yaşayana acıdım.
Ölenleri gördüm
Geride kalanlara acıdım.

Bilemedim ben titrek tellerde kuş olmayı
Yangında en önce kurtarılacak evrak olmayı
Yaprak yaprak ağıt olmayı bilemedim
Bilemedim ,oturdum kuytuluğuma
Cahilliğime acıdım.

Krizantem

7 Eylül 2011 Çarşamba

Nefes Almak Üzerine

               Sen ne güzel bir şeysin ki nice şair ve yazar seni anlatmak üzere çırpındı, ne güzel bir şeysin ki insanlar sen daha güzel ol diye çırpındı ve çırpınıyorlar ve çırpınacaklar. Herkese farklı görünürsün sen , herkesin farklılığısın, farklılıklarına (biraz da mecburiyetten) saygı duyduğusun. 

               Gözlerin açıldığı yer senin için pek önemlidir, ziyadesiyle iklimden etkilenirsin ve insanın şakağına kar düşürecek kadar da etkili olursun insanın ikliminde . Varlığın başladığı sensin ara sıra öldüğümüz de sensin(uyku). Bize seni lütfeden insanlara gönül bağlılığımız, saygı duymuşluğumuz hep bundandır. Sen bir nehrin akışısın , bir nehire bakıp mektup bekleyen nostaljik bir sevgilisin ya da yüksek dağ çayırlarında kopardığı bir demet papatyayı hiç olmadık bir yere göndermek üzere tatlı suya atan köylü delikanlının bir haykırışı. Bir dolunay akşamında üç beş dost sohbeti kıvamında bir sahil kasabasının en güzelisin sadece ilk ve sadece son baharlarda. (Öyle deme son bile olsa bahar bahardır, ölüme gitse de bütün doğa sonuçta bir kıpırdanış vardır)

              Sen bizim oruçlu ağzımızla çorbaya daldırdığımız ilk kaşık kadar hep temiz, özlemi hak eden ve aceleci bırakmak istediğimiz tarafımızsın. 

              Bazen bir çocuğun evde gördüğü ilk ceset kadar soğuk bazen bir dedenin evde gördüğü ilk torun kadar sıcaksın. Dün'lüğün bugüne, bugünün yarına durmadan sallanan sarkacısın.

             Yani sadece aşk değildir kaygımız. Fiyakalı şekil de yaşamasını da biliriz seni, ey bu satırların muhatabı HAYAT!


                                                                                                                                               (07.09.11 ) krizantem

6 Eylül 2011 Salı

Olur Olmaz Aşk

Gel bir akşamüstü benimle ol
Belki bir şeyler olur
Ne bileyim hava güzel olur
Bir çocuğun bisiklet hayali gerçek olur
Kırmızı rugan ayakkabılarımız olur.

Bütün kelimelerimiz maziye çalar
Aklımızda Ahmet Arif olur
“maviye, maviye çalar” gecelerimiz.

Gel bir akşamüstü benimle ol
Belki bir şeyler olur
Konuşacak şeylerimiz olur
Susacak sorunlarımız,
Dertlerimiz, tasalarımız, gamzede’liğimiz.

Ne olursa olur, hepsi bizim olur.
Birlikte bir sigara içecek vaktimiz olur
Şiirimiz olur
Bu ne hikmettir dediğimiz Nazım’ımız.

Yollara çıkarız
Hem basit hem zorunlu şeyleri yaparız
Ne bileyim nefes alırız, birlikte su içeriz
Bir gurur meselemiz olur
Oturup ağlayacağımız sandalyelerimiz.

Hepsi bizim olur
Ne gerekliyse yaşam müdavimliğimize
Hepsi bizim.

Gel bir akşamüstü benimle ol
Belki bir şeyler olur
Gece olur; kafam ve sen bir dünya olursunuz
Ben de bir ay, karanlık gecede
Tutulurum sana 23 senede bir kere
Nisan, mayıs olur sayılarımız artar.

Olur, olur sen hele gel bir akşamüstü
Bütün bahanelerimiz yalan olur
Üstümüz başımız aşk olur
Akşam üstümüz açık olur
Susar kalırız öpmelerimiz şahit olur
Kazanırız davamızı
“Aşk” müebbet hapsimiz olur…

YAĞMURUN GEÇMİŞE AKIŞI



Ve bir akşamüstü yağmur yağar yükseklere
Saçlar ıslak
Üst baş uzun kollu
İlle de tütün ister benden damlalar…

Şırıl şırıl seslere aldırmaz anılar
Gözün dalar
Çakıl taşları üzerinde seyreyleyen suya
Bir cümle düşer aklına
Bir cümle düşmüştü onun dilinden diye
İlle de açıklama ister benden lügatlar…

Duyulmaz  bozkırda hasretin çığlıkları
Uzak çakal seslerine karışır
Dilinde tuturduğun tüttürdüğün türkü
Yağmura dönersin arada
İçerisi sıcak çağırır seni koynuna
İçerisi mutlu çağırır seni yarına
İlle de çentik ister benden takvimler…

Yüksekte çok yüksekte
Karanlığın içinden duyulur bir bebek özlemi
Aklın gider gece gündüz dinlediğin türkülere
Ah “bir bebek özleminde seni aramak var ya!”
İlle de mırıldanmamı ister benden nağmeler…


Gittiğim ve geldiğim yolların
Uzunluğu düşer aklıma
Ve birkaç saniyeliğine tanık olduğum
Hayatların yüzleri
Ben bir otobüs koltuğunda
Koca dünya taşırım camımda
Kimse bilmez
İlle de bilet ister benden sevdalar…


Yağmura aldanır geçmişim
Hakkı da vardır hani
İkisi de güzeldi
İkisi de düşündürücü
İkisi de hayat veren
Ve ikisi de akıp giden.
Ektiğim fidanları kimseler görmez
İlle de tohum ister benden topraklar…