Yılların yükü omuzlarında, dilinde hala o ayın şavkı/
25 kişi toplanmıştı bir evde hiç unutmam ağabeyimden izin aldım o akşam dışarıda kalabilmek için
Çağırmaya ben geldim seni
hava soğuktu İzmir'de.
Nereye dedin
İko'ya kahve içmeye dedim
bozuldun, anladım, yürüdün, yürüdük...
Bir dostun kelamı yeter sanıyorduk, daha demin bitmişti çocukluğumuz , ergenlikle halı sahalarda sergenlik arasında gidip geliyorduk o zamanlar, dedim ya soğuktu. İçimden şarap geçiyordu yanı başımızdan da Buca'nın dar sokaklarından eshotlar( İllaki bu şehri her anışımızda geçer bu eshot lafı cümlelerde , Her halayın sonunda cane cane türküsünün çalınışı gibi :) )
O zamanlar güzel insanlardık biz, tatiller bitince şehre döner, döner dönmez de birbirimizi arar hemen sahilde buluşurduk. Dedim ya o zamanlar sağlam adamlardık sahilde kavga eden kürt çocuklarına bakar bakar şiir yazardık.
Bkz şu dize: sevdalar boş bir çuval gibi çuvallıyordu her kavgada( Kaynak: Samsung E-250)
Velhasıl kelam gittik oraya kutladık doğum gününü 25 kişi... Mutluluğun gözlerindeydi hatırlıyorum. O gece olaylar olaylar: Ahmetle Halil İbrahim güreştiler, yusuf ile bir kaç kişi bir minderde uyudu yetkin dolaşıyordu avare biz de 5 kişi kanepede uyuduk Nazlı lenslerini çıkaramamıştı.Olanlar olmuştu yani bir kaç şey daha olmuştu ama hadi ben karışmayayım oraya :)
Dedim ya o zamanlar sağlam adamlardık , cebimizde 3 lira ile tavuk döner yer o tavuk dönerden aldığımız enerjiyiyi de sanat tartışmalarıyla harcardık o zaman anladık sanırım sanatın karın doyurmadığını hatta doyurmadığı gibi doygunluktan da götürdüğünü olsun yine de;
her şey şiirin konusu olamaz
Misal klozete şiir yazılamaz :)
O zamanlar yaman adamlardık.
Befte bizi gören önce gülümser
sonra yanımıza oturur ardından
çok iğrençsiniz diye kalkardı
halbuki onlar hep gülerlerdi...
(İki adam hem güldürür hem de nasıl iğrenç olabiliyorlardı onu da hiç anlamadım ya neyse...)
1. sınıfta dosta mektup yazmıştım.
2. sınıfta Seyitlerle birlikte pasta kesmiştik
3.sınıfta 25 kişi kutlamıştık
4. sınıfta evet o yılın 16 martında kimse fark etmemişti ne sen ne de ben fakat şimdi düşüyorum da sanırım yollarımız o gün dostluğumuzun ilk büyük sarsıntısını yaşamıştık. Hasanağa'da bir bira içmiş ardından rakıyı alıp sana gelmiştim. Gerisi flu tanımadığım bir adam telefonumu karıştırıyordu sanırım bir de Gökhan Gençalp bir tokat yemişti benden:)
O zamanlar sağlam adamlardık,
ara ara ağlardık,
hiç susmazdık
ama sağlamdık
yani kale gibi turp gibi
ne bileyim bilumum sert sebzeler
ve zaptı zor yapıtlar gibi...
Şimdi;
/Ne bir bira kalmış yedekte ne de o eski tek şarkı
Yılların yükü omuzlarında, dilinde hala o ayın şavkı.../
Daha bir sürü cümle var söylemek istediğim fakat sığmaz buralara Zucherberg'de facebooku kapatıp masamızdan kalkmasın şimdi :)
Neyse doğum günün kutlu olsun dost nice mutlu, umutlu, birlikte yıllara :)
Krizantem'den Orhan Tahsin'e sevgilerle...
Bunu bloğuna koyduğunu bilmiyordum kanka, tekrar diline kalemine sağlık :)
YanıtlaSil